Cimri.com projemizin henüz 10. ayını tamamladığımız bu günlerde, tüm ortaklarımında desteği ve inancı ile beraber projemize bir TV reklam kampanyası düzenledik.
Amacımız fiyat karşılaştırma projesinin artık Türkiye'de internet kullanıcıları için ne kadar faydalı olabileceğini göstermek idi. Günümüzde dikey sitelerde dahil olmak üzere binlerce ealışveriş sitesi bulunmakta, aradığımız ürünleri sadece Google arama motoru sayesinde en uygun fiyatlar ve avantajlar ile bulmamız çok zorlaştı. Bu noktada fiyat karşılaştırma siteleri ciddi bir fayda sağlıyabilecek potansiyele sahipler.
Bir alışveriş rehberi olma ilkesi ile yola çıkan Cimri.com projesi de bu yönde emin adımlarala her geçen gün hakettiği noktaya yaklaşmakta. Kullanıcılarımızdan aldığımız memnuniyet mailleri bizleri fazlası ile motive etmektedir. TV kampanyamızda hem markamıza hem de trafiğimize katkıda bulundu.
Gittigidiyor projesinin ilk kurulmaya başladığı yıllarda Serkan ve Burak'ın inancı hırsı bu projeyi bugünlere getirdi. Şu anda bizlerde aynı istek ve arzu ile Cimri projemizi Tr'nin alışveriş rehberi yapmak için var güzümüz ile çalışıyoruz.
Projemiz bünyesinde geliştireceğimiz her türlü yeni özelliklerimizi buradan duyurmaya devam edeceğiz.
Sevgilerimle,
Aydonat ATASEVER
3 Haziran 2009 Çarşamba
3 Ekim 2008 Cuma
Conversation Marketing
Conversation Marketing
From: alemsah, 4 days ago
This presentation is about conversation marketing. Social web, and how brands can use this new mediums to start a conversation with their customers
SlideShare Link
23 Eylül 2008 Salı
Sayın Tuncay Tuncer'in Polonya eticareti konusundaki güzel yazısı..
Avrupa’da E-Ticaret- Polonya e-ticaret Sektör Analizi
Kategori: (İnternet) Yazan: Tuncay, 22-09-2008
Polonya, Avrupa’nın son dönemde yeniden keşvedilmeye başlanan Pazar yerlerinden bir tanesi. Bulunduğu konum ve bu bölgelerdeki ülkelerin sürekli gelişimi, bölgeyi yatırıma ciddi anlamda anlamlı kılıyor.
Özellikle e-ticaret konusunda buradaki ülkeleri iyi incelemekte fayda var. Zira bu ülkelerde internet kullanımı, bilinçli bir kitle ile düzenli bir gelişme gösteriyor. Hal böyle olunca, sağlam bir altyapı ile internet kullanımı için zemin hazırlanmış oluyor. Benim şahsi görüşüm, özellikle e-ticaret alanında bu bölgedeki fırsatları iyi değerlendirmek gerektiği yönünde.Bu bağlamda ben Polonya’yı öncelikle incelemek istedim, zira herkes Almanya gibi e-ticaret konusuda Avrupa’da liderliği elinde bulunduran bir ülkeye odaklanmışken, diğer fırsatları gözden kaçırabiliyor. Daha önce Almanya ve Estonya’yı konu alarak Avrupa’da e-ticaret ile ilgili iki yazı yayınlamıştım. Bu diziye Polonya ile devam edelim ve yatırımcı ve girişimcilere bir kaynak daha sunalım diye düşündüm… Umarım faydalı olur..Polonya- Ülke Hakkında Genel BilgilerPazarı tanımadan önce kısaca ülkeyi tanıyalım, nedir ne değildir biraz inceleyelim…Ülke Künyesi:Yüz Ölçümü: 312.700 km2Başkenti: VarşovaNüfusu: 39 milyonYaş Ortalaması: 37Nominal GSMH: $303.2 milyarKişi Başına Milli Gelir: $ 16.423Para Birimi: Zloty (1 YTL= 1.82 PLN)Polonya, büyük nufusu ile Avrupa için önemli ülkelerden bir tanesi. Ekonomisi istikrarlı olarak 2002’den bu yana ortalama %3 civarında büyüme gösteren bu ülkede, halkın refah seviyesi de genel olarak iyi durumda.Ekonimideki iyi gidiş, ülkedeki işsizlik oranına da olumlu yansımaya başlamış. 2002’se %20 seviyesine dayanan işsizlik oranı, günümüzde %16 seviyesine kadar gerilemiş. Büyük nüfus potansiyeli ve istikrarlı büyüme, yatırımcıların pazara gözlerini dikmelerinde önemli rol oynamakta.
Sizi daha fazla bu bilgilerle boğmadan, internet kullanımı ve e-ticaret ile ilgili rakamlara gelelim…Polonya’da halkın %40’ı internet kullanıyor ve bu oranın önümüzdeki iki yıl içinde çok büyük oranda artması bekleniyor. Zira Polonya’da telefon, TV ve İnternet, 3’ü bir arada paket şekilde satılmaya başlandı ve bunun etkisiyle çok yakında internet girmemiş ev bulunmayacak gibi gözüküyor.Peki Bu Rakamların E-ticarete Dönüşü Nasıl?Mayıs 2008’de yapılan bir araştırmaya göre internet kullanıcılarının %66’sı, en az bir kez internetten alışveriş yapmış bulunuyor. Tabiki bunun içine, uçak ve diğer seyahat rezervasyonları, etkinlik bileti gibi kalemlerin de girdiğini hatırlatalım. Bu orana göre hesaplandığında, Polonya’da en internetten en az bir kez alış veriş yapmış kullanıcı sayısı 10,296,000 kişi ediyor. Yani genele hitap ettiğinizde 10 milyonluk bir kullanıcı kitleniz şu an için hazır durumda.Tüm internet kullanıcıları arasında yapılan bir araştırmada, bu kullanıcılardan %94’ünün, e-ticaret hakkında bilgi sahibi oldukları görülmüş. Yani hiç alışveriş yapmayan yaklaşık 5 milyon kullanıcı, e-ticaret nedir, ne değildir, az çok biliyorlar.Online alışveriş yapan kullanıcıların %37’si, ayda bir kez online olarak alış veriş yaparlarken, %41’lik kesim ise, ayda bir kaç kez online alışveriş yaptığını belirtiyor.
Açık arttırma işi, Polonyalıların daha çok ilgisini çekiyor. Kullanıcıların %60’ı, bu şekilde açık arttırma ve müzayede usulü çalışan sistemlere ilgi gösteriyor ve bunlarında %99’u, bunu tek bir siteden, yani Polonya’nın “Gittigidiyor’u” olan “allegro.pl”‘den gerçekleştiriyorlar. Online alışverişte ise Polonya’nın “Hepsiburada’sı” , “merlin.pl” isimli bir online satıcı.
Polonyalı kullanıcıların %53’ü, e-ticaret sitelerinin fiziksel mağazalardan daha ucuz olduğunu söylüyor ve bu nedenle tercih ediyorlar. Diğerleri ise diledikleri zaman, diledikleri yerden alışveriş yapma imkanı olduğu ve eve siparişlerin teslim edilmesinden dolayı online mağazaları tercih ettiklerini belirtiyorlar. E-ticarete olan güven de her geçen gün artıyor. Mesela 2007 de e-ticarete güvenmiyorum diyenlerin oranı %53 iken, 2008’de bu oran %46’ya düşmüş durumda.Kullanıcıların online dükkanlarda karşılaştıkları en büyük problem, teslimatlardaki gecikmeler. Ürün bilgilerindeki yanlışlıklar da bir başka büyük problem olarak ortaya çıkıyor. Son olarak aradıkları ürünü bulamamaktan şikayet ediyorlar. Yani Polonya kullanıcısı, Türk kullanıcılarla aynı dertten müzdarip durumda.Gelelim bizi en çok ilgilendiren bölümlere, yani Pazar hakkındaki rakamsal verilere ve pazardaki oyuncuların kimler olduğuna….Öncelikle online pazarlama işlemlerinden bir rakam verelim. 2008 rakamına ulaşamadım ancak 2007 sonunda arama motoru reklamları ve diğer online reklamlardan oluşan pazarın hacmi 115 milyon Euro’ya ulaşmış. Bu rakamın bir önceki seneye göre neredeyse katlanarak arttığını görüyoruz, zira 2006’da bu rakam 76 milyon Euro imiş. 2008’de de benzer oranlı bir büyüme beklendiğini vurgulayayım.2007 sonunda pazarın toplam büyüklüğü 2.46 milyar EURO olmuş. Belirttiğim gibi bu rakamın büyük kısmını müzayede siteleri oluşturuyor. Bu rakamlara bakıldığında Avrupa’daki benzer potansiyelli ülkelerden İrlanda, Yunanistan ve Portekiz, Polonya’nın gerisinde kalıyor. 2008 sonunda rakamın 4 milyar EURO olacağı tahmin ediliyor.2008’in şu zamanına kadar, müzayede oranlarında %53, online satışlarda bir önceki yıla göre %73 büyüme ölçümlenmiş.Polonya’daki en büyük e-ticaret siteleri ve ciroları şu şekilde;Polonyada bugün 5000 online satıcı var. Bunların %35’i son 2 yılda, %36’sı son 2-5 yıl arasında, %9’u da 5 yıldan önce faaliyete geçmiş. Şu anda en büyük e-ticaret siteleri ve ciroları şu şekilde;Agito.pl (Elektronik): 31.5 milyon Euro (geçen yıla göre %126 büyüme)komputronik.pl (bilgisayar): 26.21 milyon EUROMerlin.pl (Tüm Kategoriler): 21.05 milyon EUROPolonya’da faaliyet gösteren sitelerin ürün sayıları, Türkiye’deki gibi “yüz binlerle” ifade edilmiyor. Online dükkanların sadece %9.2’si 10.000 ve üzerinde ürün yelpazesine sahip. Türkiye’dekilere duyrulur…Bu firmaların aylık net gelir dağılımına bakarsak;%42’sinin—– <2,650>52,350 EURO%9,5’i bilinmiyor…Kullanıcıların Yıllık Ne Kadar Harcadığına Gelince;22.5’i—– <>2,640 EUROSon olarak incelemeniz için, Polonya’nın en iyi Web 2.0 uygulamalarını içerin bir kaynağı size söyleyeyim, ilgilenenler incelesin. http://www.readwriteweb.com/archives/top_polish_webapps.php linkinden örnekleri inceleyebilirsiniz.Şimdilik benden bu kadar… Dediğim gibi Polonya pazarını tavsiye ediyorum. Detaylı bir kaç analiz daha var elimde ama hepsini tek bir yerden yayınlamayalım değil mi:) Biraz siz de araştırın. Eksik bir yer olursa, yorumlarınız da paylaşırız.
Yazıya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
http://www.tuncaytuncer.com/index.php/2008/09/22/avrupada-e-ticaret-polonya-e-ticaret-sektor-analizi/
Sevgilerimle
Aydonat ATASEVER
Kategori: (İnternet) Yazan: Tuncay, 22-09-2008
Polonya, Avrupa’nın son dönemde yeniden keşvedilmeye başlanan Pazar yerlerinden bir tanesi. Bulunduğu konum ve bu bölgelerdeki ülkelerin sürekli gelişimi, bölgeyi yatırıma ciddi anlamda anlamlı kılıyor.
Özellikle e-ticaret konusunda buradaki ülkeleri iyi incelemekte fayda var. Zira bu ülkelerde internet kullanımı, bilinçli bir kitle ile düzenli bir gelişme gösteriyor. Hal böyle olunca, sağlam bir altyapı ile internet kullanımı için zemin hazırlanmış oluyor. Benim şahsi görüşüm, özellikle e-ticaret alanında bu bölgedeki fırsatları iyi değerlendirmek gerektiği yönünde.Bu bağlamda ben Polonya’yı öncelikle incelemek istedim, zira herkes Almanya gibi e-ticaret konusuda Avrupa’da liderliği elinde bulunduran bir ülkeye odaklanmışken, diğer fırsatları gözden kaçırabiliyor. Daha önce Almanya ve Estonya’yı konu alarak Avrupa’da e-ticaret ile ilgili iki yazı yayınlamıştım. Bu diziye Polonya ile devam edelim ve yatırımcı ve girişimcilere bir kaynak daha sunalım diye düşündüm… Umarım faydalı olur..Polonya- Ülke Hakkında Genel BilgilerPazarı tanımadan önce kısaca ülkeyi tanıyalım, nedir ne değildir biraz inceleyelim…Ülke Künyesi:Yüz Ölçümü: 312.700 km2Başkenti: VarşovaNüfusu: 39 milyonYaş Ortalaması: 37Nominal GSMH: $303.2 milyarKişi Başına Milli Gelir: $ 16.423Para Birimi: Zloty (1 YTL= 1.82 PLN)Polonya, büyük nufusu ile Avrupa için önemli ülkelerden bir tanesi. Ekonomisi istikrarlı olarak 2002’den bu yana ortalama %3 civarında büyüme gösteren bu ülkede, halkın refah seviyesi de genel olarak iyi durumda.Ekonimideki iyi gidiş, ülkedeki işsizlik oranına da olumlu yansımaya başlamış. 2002’se %20 seviyesine dayanan işsizlik oranı, günümüzde %16 seviyesine kadar gerilemiş. Büyük nüfus potansiyeli ve istikrarlı büyüme, yatırımcıların pazara gözlerini dikmelerinde önemli rol oynamakta.
Sizi daha fazla bu bilgilerle boğmadan, internet kullanımı ve e-ticaret ile ilgili rakamlara gelelim…Polonya’da halkın %40’ı internet kullanıyor ve bu oranın önümüzdeki iki yıl içinde çok büyük oranda artması bekleniyor. Zira Polonya’da telefon, TV ve İnternet, 3’ü bir arada paket şekilde satılmaya başlandı ve bunun etkisiyle çok yakında internet girmemiş ev bulunmayacak gibi gözüküyor.Peki Bu Rakamların E-ticarete Dönüşü Nasıl?Mayıs 2008’de yapılan bir araştırmaya göre internet kullanıcılarının %66’sı, en az bir kez internetten alışveriş yapmış bulunuyor. Tabiki bunun içine, uçak ve diğer seyahat rezervasyonları, etkinlik bileti gibi kalemlerin de girdiğini hatırlatalım. Bu orana göre hesaplandığında, Polonya’da en internetten en az bir kez alış veriş yapmış kullanıcı sayısı 10,296,000 kişi ediyor. Yani genele hitap ettiğinizde 10 milyonluk bir kullanıcı kitleniz şu an için hazır durumda.Tüm internet kullanıcıları arasında yapılan bir araştırmada, bu kullanıcılardan %94’ünün, e-ticaret hakkında bilgi sahibi oldukları görülmüş. Yani hiç alışveriş yapmayan yaklaşık 5 milyon kullanıcı, e-ticaret nedir, ne değildir, az çok biliyorlar.Online alışveriş yapan kullanıcıların %37’si, ayda bir kez online olarak alış veriş yaparlarken, %41’lik kesim ise, ayda bir kaç kez online alışveriş yaptığını belirtiyor.
Açık arttırma işi, Polonyalıların daha çok ilgisini çekiyor. Kullanıcıların %60’ı, bu şekilde açık arttırma ve müzayede usulü çalışan sistemlere ilgi gösteriyor ve bunlarında %99’u, bunu tek bir siteden, yani Polonya’nın “Gittigidiyor’u” olan “allegro.pl”‘den gerçekleştiriyorlar. Online alışverişte ise Polonya’nın “Hepsiburada’sı” , “merlin.pl” isimli bir online satıcı.
Polonyalı kullanıcıların %53’ü, e-ticaret sitelerinin fiziksel mağazalardan daha ucuz olduğunu söylüyor ve bu nedenle tercih ediyorlar. Diğerleri ise diledikleri zaman, diledikleri yerden alışveriş yapma imkanı olduğu ve eve siparişlerin teslim edilmesinden dolayı online mağazaları tercih ettiklerini belirtiyorlar. E-ticarete olan güven de her geçen gün artıyor. Mesela 2007 de e-ticarete güvenmiyorum diyenlerin oranı %53 iken, 2008’de bu oran %46’ya düşmüş durumda.Kullanıcıların online dükkanlarda karşılaştıkları en büyük problem, teslimatlardaki gecikmeler. Ürün bilgilerindeki yanlışlıklar da bir başka büyük problem olarak ortaya çıkıyor. Son olarak aradıkları ürünü bulamamaktan şikayet ediyorlar. Yani Polonya kullanıcısı, Türk kullanıcılarla aynı dertten müzdarip durumda.Gelelim bizi en çok ilgilendiren bölümlere, yani Pazar hakkındaki rakamsal verilere ve pazardaki oyuncuların kimler olduğuna….Öncelikle online pazarlama işlemlerinden bir rakam verelim. 2008 rakamına ulaşamadım ancak 2007 sonunda arama motoru reklamları ve diğer online reklamlardan oluşan pazarın hacmi 115 milyon Euro’ya ulaşmış. Bu rakamın bir önceki seneye göre neredeyse katlanarak arttığını görüyoruz, zira 2006’da bu rakam 76 milyon Euro imiş. 2008’de de benzer oranlı bir büyüme beklendiğini vurgulayayım.2007 sonunda pazarın toplam büyüklüğü 2.46 milyar EURO olmuş. Belirttiğim gibi bu rakamın büyük kısmını müzayede siteleri oluşturuyor. Bu rakamlara bakıldığında Avrupa’daki benzer potansiyelli ülkelerden İrlanda, Yunanistan ve Portekiz, Polonya’nın gerisinde kalıyor. 2008 sonunda rakamın 4 milyar EURO olacağı tahmin ediliyor.2008’in şu zamanına kadar, müzayede oranlarında %53, online satışlarda bir önceki yıla göre %73 büyüme ölçümlenmiş.Polonya’daki en büyük e-ticaret siteleri ve ciroları şu şekilde;Polonyada bugün 5000 online satıcı var. Bunların %35’i son 2 yılda, %36’sı son 2-5 yıl arasında, %9’u da 5 yıldan önce faaliyete geçmiş. Şu anda en büyük e-ticaret siteleri ve ciroları şu şekilde;Agito.pl (Elektronik): 31.5 milyon Euro (geçen yıla göre %126 büyüme)komputronik.pl (bilgisayar): 26.21 milyon EUROMerlin.pl (Tüm Kategoriler): 21.05 milyon EUROPolonya’da faaliyet gösteren sitelerin ürün sayıları, Türkiye’deki gibi “yüz binlerle” ifade edilmiyor. Online dükkanların sadece %9.2’si 10.000 ve üzerinde ürün yelpazesine sahip. Türkiye’dekilere duyrulur…Bu firmaların aylık net gelir dağılımına bakarsak;%42’sinin—– <2,650>52,350 EURO%9,5’i bilinmiyor…Kullanıcıların Yıllık Ne Kadar Harcadığına Gelince;22.5’i—– <>2,640 EUROSon olarak incelemeniz için, Polonya’nın en iyi Web 2.0 uygulamalarını içerin bir kaynağı size söyleyeyim, ilgilenenler incelesin. http://www.readwriteweb.com/archives/top_polish_webapps.php linkinden örnekleri inceleyebilirsiniz.Şimdilik benden bu kadar… Dediğim gibi Polonya pazarını tavsiye ediyorum. Detaylı bir kaç analiz daha var elimde ama hepsini tek bir yerden yayınlamayalım değil mi:) Biraz siz de araştırın. Eksik bir yer olursa, yorumlarınız da paylaşırız.
Yazıya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
http://www.tuncaytuncer.com/index.php/2008/09/22/avrupada-e-ticaret-polonya-e-ticaret-sektor-analizi/
Sevgilerimle
Aydonat ATASEVER
10 Eylül 2008 Çarşamba
E-ticarete ''cimri'' anlayış getiriyorlar...
Dünyanın önde gelen elektronik ticaret şirketlerinden eBay'ın Türkiye iştiraki gittigidiyor.com kurucuları tarafından, tüketicinin çeşitli tedarikçilere göre fiyatları karşılaştıracağı ve ürünleri inceleyebileceği ''cimri.com'' adı altında yeni bir site hizmete sunuldu.Gittigidiyor.com'un kurucusu ve cimri.com'un Genel Müdürü Aydonat Atasever, gittigidiyor.com'un elektronik ticaret platformu olarak faaliyetlerini geliştirerek sürdürürken, kendisinin de aralarında bulunduğu bu platformun kurucu 3 ortağının cimri.com adıyla yeni bir projeye de imza attığını bildirdi.
Cimri.com'un gittigidiyor.com'dan tamamen bağımsız hareket eden farklı şirket olduğunu vurgulayan Atasever, bu sitede gittigidiyor.com'dan çok farklı bir çalışma sergilediklerini anlattı.Atasever, Türkiye'de e-ticaret sektörünün hızlı şekilde yayılmasıyla çok fazla alışveriş sitesinin oluştuğunu, tüketicilerin siteler arasında fiyat aramaları yapmakta güçlük çektiğini, büyük karmaşaların yaşandığını belirtti.Atasever, tüketicilerin kendilerine uygun ürünü ararken yaşadığı karmaşayı ortadan kaldırmak için cimri.com'u kurduklarını, bu platformun internette beklenen bir hamle olduğunu ifade ederek, ''Cimri.com, fiyat kıyaslama platformu olmanın yanı sıra aynı zamanda geniş bir ürün kataloğu. Sadece katalog oluşturmak için 12 kişilik ekip 14 ay boyunca, manuel olarak internet üzerinde satılan ürünlerin teknik özellikleri ve fotoğraflarını derledi. Platformun programlanması aşamasında ise 4 kişilik IP ekibi 5 ay görev yaptı'' dedi.
Tüm ürün bilgilerinin sistemde yer aldığını, fiyat bilgilerinin de tedarikçilerle kurulan bağlantı üzerinden güncellendiğini ifade eden Atasever, şunları kaydetti:''Bu oluşum sadece bir fiyat kıyaslama servisi değil, Türk kullanıcısının bulamadığı eşsiz bir ürün ansiklopedisidir. Cimri.com'a üye olanlar, aradıkları ürünleri tüm detaylarıyla inceleyip, karşılaştırıyor.Alışveriş rehberi özelliğinden yola çıkarsak, cep telefonu almak isteyen kişi, kafasında marka modeli belirlerse, aradığı özelliklerle ilgili filtreleme yapabiliyor. Kameralı olması, bluetooth, 3G, mp3 çalar olması gibi özellikleri azaltıp, çıkan sonuçların içinden fiyatları karşılaştırabiliyor.İkinci arama yöntemi ise tüketici aklında model belirlediyse 'search box'a yazıp, o telefonu satan alışveriş sitelerini görebiliyor. Ardından kendisine fiyatı, ödeme koşulları ve özellikleri uygun gelen ürünü tedarikçi firmanın sitesine yönlenip alabiliyor. Cimri.com'un her tüketicinin alışveriş yapmadan önce ilk uğrayacağı site olacağını düşünüyoruz.
''TEDARİKÇİLERİ İZLEME ENTEGRASYONU
Atasever, cimri.com ile ürünleri satan e-alışveriş siteleri arasında ürünün ''ürün başlığı'' ve ''satış başlığı'' bilgilerinin sürekli güncellendiğini söyledi.Tedarikçi mağaza ile bir izleme entegrasyonu sağladıklarını ifade eden Atasever, mağazadaki bütün fiyatların güncel olarak cimri.com'da görülebildiğini, bu bilgilerin ''spider'' programları gibi tedarikçi siteden belli aralıklarla alınmadığını, çünkü bu yöntemde fiyatların yanlış veya zamansız çekilebildiğini anlattı.Atasever, siteye ilginin çok yüksek olduğunu, geri dönüşlerde de aldıkları tepkiden memnun kaldıklarını, günlük 7 bin 500 ziyaretçinin ürün incelemesi yaptığını bildirdi.
40 MAĞAZAYLA ANLAŞILDI 20 MAĞAZA YAYINDA
Atasever, cimri.com'da yer alabilmeleri için 40 tedarikçi mağaza ile anlaşma sağladıklarını, ancak, anlaşmadan sonra fiyat ve ürün izleme entegrasyonu için belli bir sürece ihtiyaç olduğundan 20 mağazanın yayında olduğunu belirtti.Mağazalara yönelik de büyük bir yatırım gerçekleştirdiklerini dile getiren Atasever, şöyle devam etti:''Cimri.com'un bir de satıcılar için arayüzü bulunuyor. Ürünleri servis üzerinden sergilenen tedarikçiler için modellenen bölümden ürün yetkilileri detaylı raporlara ulaşabiliyorlar. Mağazalar istedikleri tarih aralıklarında ürün bazına inecek kadar inceleme yapabiliyor, bir ürünün ne kadar tık gördüğünü izleyebiliyor. Bu sistem tüketici yararına rekabeti beraberinde getirecek. Çünkü, mağazalar kendi arayüzlerinde bir ürünün diğer mağazalardaki fiyatlarını, kendilerinin kaçıncı sırada bulunduğunu görebilecek. Eğer listede fiyat ucuzluğu bakımından aşağılarda bir yerdeyse satış politikasını yeniden gözden geçirecek. Bu da tüketiciye yarayacak. Ayrıca, yakında mağazanın notları olacak. Kargo süreleri veya verdiği hizmetlerle ilgili puanlar verilecek, yorumlar yapılacak. Tercih edilebilirliği etkileyecek bu hizmet de mağazanın daha iyi hizmet sunmasını sağlayacak.''Atasever, gittigidiyor.com'un da bir alışveriş sitesi olduğunu, ancak, gittigidiyor.com da satılan ürünlerin hiç bir zaman cimri.com'da sunulmayacağını, bunu kendileriyle anlaşma sağlayan mağazalara da bildirdiklerini söyledi.
Anadolu Ajansı Adana Bölge Temsilcisi Aykut Ünlüpınar tarafından hazırlanan 09.09.2008 tarihinde Sabah Online sitesinde yayınlanan haber metni.
Dünyanın önde gelen elektronik ticaret şirketlerinden eBay'ın Türkiye iştiraki gittigidiyor.com kurucuları tarafından, tüketicinin çeşitli tedarikçilere göre fiyatları karşılaştıracağı ve ürünleri inceleyebileceği ''cimri.com'' adı altında yeni bir site hizmete sunuldu.Gittigidiyor.com'un kurucusu ve cimri.com'un Genel Müdürü Aydonat Atasever, gittigidiyor.com'un elektronik ticaret platformu olarak faaliyetlerini geliştirerek sürdürürken, kendisinin de aralarında bulunduğu bu platformun kurucu 3 ortağının cimri.com adıyla yeni bir projeye de imza attığını bildirdi.
Cimri.com'un gittigidiyor.com'dan tamamen bağımsız hareket eden farklı şirket olduğunu vurgulayan Atasever, bu sitede gittigidiyor.com'dan çok farklı bir çalışma sergilediklerini anlattı.Atasever, Türkiye'de e-ticaret sektörünün hızlı şekilde yayılmasıyla çok fazla alışveriş sitesinin oluştuğunu, tüketicilerin siteler arasında fiyat aramaları yapmakta güçlük çektiğini, büyük karmaşaların yaşandığını belirtti.Atasever, tüketicilerin kendilerine uygun ürünü ararken yaşadığı karmaşayı ortadan kaldırmak için cimri.com'u kurduklarını, bu platformun internette beklenen bir hamle olduğunu ifade ederek, ''Cimri.com, fiyat kıyaslama platformu olmanın yanı sıra aynı zamanda geniş bir ürün kataloğu. Sadece katalog oluşturmak için 12 kişilik ekip 14 ay boyunca, manuel olarak internet üzerinde satılan ürünlerin teknik özellikleri ve fotoğraflarını derledi. Platformun programlanması aşamasında ise 4 kişilik IP ekibi 5 ay görev yaptı'' dedi.
Tüm ürün bilgilerinin sistemde yer aldığını, fiyat bilgilerinin de tedarikçilerle kurulan bağlantı üzerinden güncellendiğini ifade eden Atasever, şunları kaydetti:''Bu oluşum sadece bir fiyat kıyaslama servisi değil, Türk kullanıcısının bulamadığı eşsiz bir ürün ansiklopedisidir. Cimri.com'a üye olanlar, aradıkları ürünleri tüm detaylarıyla inceleyip, karşılaştırıyor.Alışveriş rehberi özelliğinden yola çıkarsak, cep telefonu almak isteyen kişi, kafasında marka modeli belirlerse, aradığı özelliklerle ilgili filtreleme yapabiliyor. Kameralı olması, bluetooth, 3G, mp3 çalar olması gibi özellikleri azaltıp, çıkan sonuçların içinden fiyatları karşılaştırabiliyor.İkinci arama yöntemi ise tüketici aklında model belirlediyse 'search box'a yazıp, o telefonu satan alışveriş sitelerini görebiliyor. Ardından kendisine fiyatı, ödeme koşulları ve özellikleri uygun gelen ürünü tedarikçi firmanın sitesine yönlenip alabiliyor. Cimri.com'un her tüketicinin alışveriş yapmadan önce ilk uğrayacağı site olacağını düşünüyoruz.
''TEDARİKÇİLERİ İZLEME ENTEGRASYONU
Atasever, cimri.com ile ürünleri satan e-alışveriş siteleri arasında ürünün ''ürün başlığı'' ve ''satış başlığı'' bilgilerinin sürekli güncellendiğini söyledi.Tedarikçi mağaza ile bir izleme entegrasyonu sağladıklarını ifade eden Atasever, mağazadaki bütün fiyatların güncel olarak cimri.com'da görülebildiğini, bu bilgilerin ''spider'' programları gibi tedarikçi siteden belli aralıklarla alınmadığını, çünkü bu yöntemde fiyatların yanlış veya zamansız çekilebildiğini anlattı.Atasever, siteye ilginin çok yüksek olduğunu, geri dönüşlerde de aldıkları tepkiden memnun kaldıklarını, günlük 7 bin 500 ziyaretçinin ürün incelemesi yaptığını bildirdi.
40 MAĞAZAYLA ANLAŞILDI 20 MAĞAZA YAYINDA
Atasever, cimri.com'da yer alabilmeleri için 40 tedarikçi mağaza ile anlaşma sağladıklarını, ancak, anlaşmadan sonra fiyat ve ürün izleme entegrasyonu için belli bir sürece ihtiyaç olduğundan 20 mağazanın yayında olduğunu belirtti.Mağazalara yönelik de büyük bir yatırım gerçekleştirdiklerini dile getiren Atasever, şöyle devam etti:''Cimri.com'un bir de satıcılar için arayüzü bulunuyor. Ürünleri servis üzerinden sergilenen tedarikçiler için modellenen bölümden ürün yetkilileri detaylı raporlara ulaşabiliyorlar. Mağazalar istedikleri tarih aralıklarında ürün bazına inecek kadar inceleme yapabiliyor, bir ürünün ne kadar tık gördüğünü izleyebiliyor. Bu sistem tüketici yararına rekabeti beraberinde getirecek. Çünkü, mağazalar kendi arayüzlerinde bir ürünün diğer mağazalardaki fiyatlarını, kendilerinin kaçıncı sırada bulunduğunu görebilecek. Eğer listede fiyat ucuzluğu bakımından aşağılarda bir yerdeyse satış politikasını yeniden gözden geçirecek. Bu da tüketiciye yarayacak. Ayrıca, yakında mağazanın notları olacak. Kargo süreleri veya verdiği hizmetlerle ilgili puanlar verilecek, yorumlar yapılacak. Tercih edilebilirliği etkileyecek bu hizmet de mağazanın daha iyi hizmet sunmasını sağlayacak.''Atasever, gittigidiyor.com'un da bir alışveriş sitesi olduğunu, ancak, gittigidiyor.com da satılan ürünlerin hiç bir zaman cimri.com'da sunulmayacağını, bunu kendileriyle anlaşma sağlayan mağazalara da bildirdiklerini söyledi.
Anadolu Ajansı Adana Bölge Temsilcisi Aykut Ünlüpınar tarafından hazırlanan 09.09.2008 tarihinde Sabah Online sitesinde yayınlanan haber metni.
23 Ağustos 2008 Cumartesi
Tersane efsaneleri ve çözüm yolları – Mahmut Bayazıt
AB ve diğer gelişmiş ülkelerde işçi sağlığı ve güvenliği mevzuatları ihlallere çok ağır para ve hapis cezaları öngörür, bizdeyse durum tam tersidir. Cezaların caydırıcılığını artırmanın yanı sıra yapılması gereken bir şey de işçilerin örgütlenmesinin önünün tamamen açılmasıdır
Tuzla tersanelerindeki ölümler ve kayıt dışı işgücünün ülke çapında yüzde 50’lere varan oranı 21. yüzyılda da Türkiye’de birçok işçinin en temel hakları olan sağlık ve güvenliğe sahip olmadığını ve hatta ölümle burun buruna çalıştığını açıkça ortaya koydu. Buna rağmen hükümet, işverenler ve işveren örgütleri olayları Tuzla’daki birkaç işyerine münferit olarak nitelemeye ve ölümlerin nedeni olarak işçileri suçlamaya devam etmekteler. Son günlerde bir iki işyerine kapatma kararının verilmesine rağmen bu işyerlerinin kısa zamanda tekrar üretime başlaması hükümetin verdiği bu göstermelik cezalarla bir taraftan olayları kontrol altına aldığı imajını vermeye diğer taraftan da üretimin hızla arttığı sektöre zarar vermekten kaçınmaya çalıştığını gösteriyor.
Bu tablo kamuoyunun dört konuda yanlış bilgilendirildiğini gösteriyor. Bu konulardan ilki ölümlerin birçoğunda sorumlunun eğitimsiz işçilerin olduğu efsanesidir. İkinci yanılgı ölümlerin birkaç tersaneyle sınırlı olduğudur. Üçüncüsü ise yapılacak düzenlemelerin veya verilecek cezaların sektörün gelişimine zarar vereceği kaygısıdır. Bir dördüncüsü de dünyadaki bütün tersanelerde ölümlerin olduğu ve bundan kaçınılamayacağı efsanesidir.
Sorumlu kim?
Yapılacak işe uygun bilinçli ve eğitimli işçilerin işe alınması ve işe alınanların işyeri kuralları konusunda bilgilendirilmesi işverenin sorumluluğudur. İşverenin bir başka sorumluluğu da işçilerin işyerindeki kurallara uyumlarını denetlemek ve uymayanlara gerekli uyarıları yapmaktır. Bu sorumlulukların yanı sıra işverenler çalışanlarını sağlık ve güvenlik kurallarına uymaya teşvik etmeli ve oluşabilecek tehlikeli ve sağlıksız durumlara karşı bir erken uyarı sistem geliştirmelidir. Her işyerinde tehlike oluşturacak durumlar tespit edildiğinde bu tehlikeler giderilene kadar gerekirse üretimi durduracak yetkiye sahip bir işçi sağlığı ve güvenliği uzmanının bulundurulması bu sistemin bir gereği olmalıdır. İşverenler her fırsatta güvenlik ve sağlığın önemini vurgulayarak ve bu konuda örnek olacak somut adımlar atarak (mesela hükümet tarafından kapatılmayı beklemeden üretimi durdurarak) bir ‘güvenlik kültürü’ yaratmalıdır. Sorumluluklarını yerine getiren işverenler, bu konuda yavaş davranan diğer işverenleri sektör örgütleri vasıtası ile uyuma zorlamalıdırlar. Ancak bütün bu sorumluluklar işverenler tarafından yerine getirildikten sonra oluşacak
kazalarda işçilerin sorumlulukları sorgulanabilir. Aksi takdirde bütün sorumluluk işverenindir. İş mahkemeleri ve Yargıtay kararları da bu yöndedir.
Sorun tersanelerle sınırlı mı?
Kamuoyunun yanlış bilgilendirildiği ya da yeteri kadar bilgilendirilmediği bir ikinci konu da ölümlerin birkaç tersaneyle sınırlı olduğudur. Ölümler ve ölümcül kaza ve hastalıklar, kâr marjlarının yükselmesi için kalifiye işgücünden ve/veya işçilerin sağlık ve güvenliğinden feragat edilen ve zamana karşı baskı altında çalışılan, arzı karşılayacak altyapısı ve kapasitesi olmadığından da taşeronlaşmanın çok olduğu her sektörde görülmektedir. Bunlara tersaneler dışında bir başka örnek de inşaat sektörüdür. Bu sektörlerde ölümler, sakatlıklar ve hastalıklar farklı yerlerdeki küçük ölçekli şantiyelerde meydana geldikleri için kimsenin dikkatini çekmemekte, ancak toplamda bakıldığında durumun tersanelerden çok daha vahim olduğu anlaşılmaktadır. Bu şantiyelerde sakat kalan, hastalanan ve ölen işçi sayısı tersanelerdekinden çok daha fazla olmasına rağmen yüzdeye vurulduğunda çıkan ufak rakamlar aldatıcı olmaktadır.
Esnekleşme adına taşeron kullanmanın bir sonucu olan bu durum 22 Mayıs
2003 tarihinde kabul edilen yeni İş Kanunu’nun esnek çalışmaya prim vermesiyle birlikte daha da vahim bir hal almıştır. Taşeronlaşmanın anlamlı olabileceği iki alan vardır. Birincisi işverenin esas işiyle ilişkili olmayan temizlik gibi işlerin bir taşeron firmaya verilmesidir. İkincisi ise işverenin geçici bir işi için acil olarak ihtiyacı olan uzmanlığa firmasında çalışanlar sahip değilse ve dış pazarda da az rastlanır ve dolayısıyla pahalı ise bir taşeron firma vasıtası ile ulaşmasıdır. Ülkemizde daha sık görülen taşeronlaşma şeklinde ise işveren kendi esas işi olduğu halde ve uzmanlık pazarda kolayca bulunur ve ucuz olmasına rağmen, işgücüne harcadığı parayı ve devlete ödediği sigorta primini azaltmak adına, işin yürütülmesini bir taşeron firmaya vermektedir. Burada asıl amaç bir taraftan maliyetten kısmak diğer taraftan işin sorumlusu olarak birçok işçi yerine bir taşeron firma yöneticisi ile muhatap olmaktır. Aslen bu işverenin firmasının yönetiminin sorumluluğundan kaçması anlamına gelmektedir.
Düzenlemeler sektöre zarar verir mi?
Bir başka önemli çarpıtma konusu (dezenformasyon) da sağlık ve güvenlik konusunda verilecek cezaların veya konulacak sıkı kuralların bu sektörlerin rekabette avantajlarını kaybetmelerine yol açacağı efsanesidir. Nitekim Tuzla’dan ölüm haberleri verildiğinde hayatlarını kaybeden işçilerin hangi şirket ve taşeron firmalar adına çalıştıkları (belki de bu firmalar zarar görmesin diye) haber yapılmamaktadır. Tabii bu durum ölümlerin sorumluluğunu üstlenmek istemeyen işverenlerin de işine gelmektedir. Ancak ölümlere dur demek için asıl sorumluluk sahibinin, yani tersane sahibi işverenin, sorumluluğu kabul etmesi ve bu sorumluluğun gereklerini yerine getirmediğinde de ifşa edilmesi şarttır. Bu firmalar üzerinde sosyal baskı mekanizması ancak bu şekilde işleyebilir. Ayrıca, daha önce Nike’ın ayakkabılarının üretildiği Uzakdoğu fabrikalarındaki insanlık dışı çalışma koşullarının düzeltilmesi için tüketicilerin Nike üzerinde yaptıkları baskılar gibi, Tuzla tersanelerine gemi siparişi verenler de siparişlerinin devamını çalışma şartlarındaki evrensel minimum standartların sağlanmasına bağlayarak bu tersaneler üzerinde baskı unsuru olmalılar. Bu sayede bu işverenler çalışma şartlarını geliştirmenin, işlerini büyütmek ve kar etmelerine bir engel değil, aksine bir gereklilik olduğunu göreceklerdir.
Bunun yanı sıra sağlıkları ve iş güvenlikleri garanti altına alınmış çalışanların daha özverili ve verimli bir şekilde çalışacakları da kanıtlanmış bir gerçektir. Buna ek olarak, oluşan iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucunda iş göremezlikten doğan iş kayıpları ve işten ayrılanların yerine geçecek işçiler bulmak için harcanan zaman ve para göz önüne alındığında, bu işletmelerin yapacağı iyileştirmelerin hem kendileri hem de işçiler için daha olumlu sonuçlar doğuracağı görülmektedir.
Tersane sahipleri ve sektör örgütleri Tuzla’daki ölümleri normalleştirmek için bu ölümlerin tersaneler gibi tehlikeli işlerin yapıldığı yerlerde olağan olduğunu söylemektedirler. Tehlike içeren işkollarında çalışanların kaza geçirme şansı ofis çalışanlarından tabii ki daha fazladır ama bu iş kollarında güvenliğe verilen önem de bir o kadar fazla olmalıdır. Çalışanın işten kazandığı ve işverenin de çalışanın ürettiğinden elde ettiği kâr çalışanın hayatının değeri ile karşılaştırılmamalıdır. Bu tip karşılaştırmalar ölümlerin çalışan sayısına göre az veya daha uzun aralıklarla olduğu durumlarda bu ölümleri işin bir parçası gibi göstermekte ve çözülmeyi bekleyen sorunlara görünmez kaza süsü verilmesine yol açmaktadır.
Özellikle de işverenlerin iş güvenliği yönetmeliklerine uyum maliyetlerinin elde ettikleri kazancın çok küçük bir yüzdesi olduğu düşünülürse insan hayatının bu yönetmeliklere uyulduğu takdirde oluşacak üretim yavaşlaması, yani fırsat maliyeti yüzünden göz ardı edildiği anlaşılabilir. Zaten dünyadaki tersane ölümleri de en çok halen gelişen ve bu yüzden de esnek ve hızlı çalışma baskısını yaşayan ülkelerin tersanelerinde daha sık görülmektedir. Gelişmiş ülkelerdeki ölüm oranları ise Tuzla tersanelerindeki ölüm oranından çok daha azdır.
İşverenlerin ve yöneticilerin bu efsanelerle kendilerini ve kamuoyunu kandırmayı bırakıp bir an önce sorumluluklarının farkına varmaları gerekiyor. Aksi takdirde bugün sayıları 30 bin olan 2013 yılında da 300 binevarması beklenen tersane işçileri ölümle yüz yüze yaşamaya devam edecekler. Tersane sayısının son senelerde son hızla arttığını ve de artmaya devam edeceğini de düşünürsek bu hızlı büyümenin sağlıklı olabilmesi ve daha fazla insan hayatına mal olmaması için işverenlerin olduğu kadar hükümetin de biran önce yapması gerekenler vardır.
Hükümet ne yapabilir?
Kısa bir süre önce kamuoyuna sunulan bir rapora göre her 6 dakikada bir iş kazasının meydana geldiği, her gün en az dört çalışanın iş başında öldüğü ülkemizde, İş Kanunu’nun faaliyetteki işletmelerin çoğunluğunu oluşturan 50 kişiden az çalışanı olanları etki alanı dışında bırakması gerçekçi değildir. Çalışanları işverenlerin fevri politika ve davranışlarına karşı koruma altına alması beklenen bu kanunun milyonlarca çalışanı küçük işletmelerde çalışıyorlar diye koruma kapsamı dışında bırakması adil bir durum olamaz. Bu bağlamda, İş Kanunu’nun kapsama alanını belirleyen bu maddesinin Anayasamızın
10. maddesinde geçen kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olup olmadığı sorgulanmalıdır.
Uzun yıllardır modernleşme ve medenileşme adına parçası olmaya çalıştığımız AB ve diğer gelişmiş ülkelerde işçi sağlığı ve güvenliği mevzuatları ihlallere çok ağır para ve hapis cezaları öngörürken bizim mevzuatımızın öngördüğü cezaların çok sınırlı para cezalarından öteye gitmemesi ülkemizde insan hayatına verilen düşük değerin yasalarımızca
tasdiki anlamına gelmektedir. Biran önce bu mevzuatlarda verilen cezaların
caydırıcı olması için değişikliklerin yapılması gerekmektedir.
Cezaların caydırıcılığı bir yere kadar etkili olacağından bir başka yapılması gereken de işçilerin örgütlenmesinin önünün tamamen açılmasıdır. Bu, devletin denetim kapasitesinin yok denecek kadar az olduğu ülkemizde, ‘cezası neyse öderiz’ zihniyetiyle hareket eden işverenleri denetim altına almak için tek yoldur. Son günlerde hükümetin gündemine aldığı sendikal yasalardaki düzenlemeler örgütlenmenin önünü bir nebze açmakla birlikte bağımsız sendikalar kurulmasının önünü kapadığından soruna çözüm olabilecek nitelikte değildir. Hükümetin bir an önce çalışanların haklarını savunabilmeleri için örgütlenmelerine imkân tanıması ve bu örgütlenme haklarını kullanmalarına engel olmaya çalışan işverenler hakkındaki şikâyetleri de ciddiye alması gerekmektedir.
Örneğin ABD’de İş İstatistikleri Bürosu tarafından son duyurulan verilere göre 2006 yılında 152 bin 500 kişinin çalıştığı tersanelerde yıllık ölümle sonuçlanan kaza sayısı ortalama 14’dür. Türkiye’de ise yaklaşık 30 bin işçinin çalıştığı tersanelerde 2008 yılının henüz ilk yarısında 13 ölüm meydana gelmiştir.
Bozkurt Abdullah, (21 Mayıs, 2008). Shipyard fatalities put industry under fire. Today’s Zaman. www.todayszaman.com/tz-web/detaylar.do
Ibid.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları
Birliği (TMMOB) Makina Mühendisleri Odası’nın (MMO) ‘İş Sağlığı ve
Güvenliği Raporu’ Mayıs 2008 www.tmmob.org.tr/modules.php
Türkiye’de mevzuatta belirtilen kuralların her birinin ihlalinin para cezası 2006 yılı itibarı ile 77 YTL herhangi bir ihlalin tekrarlanması veya daha ciddi ihlaller durumunda ise 783 YTL para cezası uygun görülmüştür. Buna karşılık için Avrupa Topluluğunda 20 bin pound para cezaları verilebilmekte, daha ciddi durumlarda ise para cezasına bir limit konulmamakta ve iki yıla kadar hapis cezaları verilebilmektedir. Kanada’da ise küçük ihlaller için 100 bin Kanada Doları’na kadar, daha ciddi ihlaller için ise mahkemenin suça göre belirleyeceği bir para cezası ve ölüme sebebiyet vermekten ömür boyu hapis cezası verilebilmektedir. ABD’de küçük ihlaller için 5 bin ile 70 bin Amerikan doları arası değişen cezalar daha büyük ihlaller için ise suça göre altı aya veya bir yıla kadar hapis cezaları verilebilmekte ve ölümle sonuçlanan olaylar cinayet davası olarak ele alınabilmektedir.
Bu yazı Yrd. Doç. Dr. Mahmut Bayazıt: Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi tarafından hazırlanıp Radikal Gazetesinde 04.07.08 tarihinde yayınlanmıştır.
Aydonat ATASEVER
Tuzla tersanelerindeki ölümler ve kayıt dışı işgücünün ülke çapında yüzde 50’lere varan oranı 21. yüzyılda da Türkiye’de birçok işçinin en temel hakları olan sağlık ve güvenliğe sahip olmadığını ve hatta ölümle burun buruna çalıştığını açıkça ortaya koydu. Buna rağmen hükümet, işverenler ve işveren örgütleri olayları Tuzla’daki birkaç işyerine münferit olarak nitelemeye ve ölümlerin nedeni olarak işçileri suçlamaya devam etmekteler. Son günlerde bir iki işyerine kapatma kararının verilmesine rağmen bu işyerlerinin kısa zamanda tekrar üretime başlaması hükümetin verdiği bu göstermelik cezalarla bir taraftan olayları kontrol altına aldığı imajını vermeye diğer taraftan da üretimin hızla arttığı sektöre zarar vermekten kaçınmaya çalıştığını gösteriyor.
Bu tablo kamuoyunun dört konuda yanlış bilgilendirildiğini gösteriyor. Bu konulardan ilki ölümlerin birçoğunda sorumlunun eğitimsiz işçilerin olduğu efsanesidir. İkinci yanılgı ölümlerin birkaç tersaneyle sınırlı olduğudur. Üçüncüsü ise yapılacak düzenlemelerin veya verilecek cezaların sektörün gelişimine zarar vereceği kaygısıdır. Bir dördüncüsü de dünyadaki bütün tersanelerde ölümlerin olduğu ve bundan kaçınılamayacağı efsanesidir.
Sorumlu kim?
Yapılacak işe uygun bilinçli ve eğitimli işçilerin işe alınması ve işe alınanların işyeri kuralları konusunda bilgilendirilmesi işverenin sorumluluğudur. İşverenin bir başka sorumluluğu da işçilerin işyerindeki kurallara uyumlarını denetlemek ve uymayanlara gerekli uyarıları yapmaktır. Bu sorumlulukların yanı sıra işverenler çalışanlarını sağlık ve güvenlik kurallarına uymaya teşvik etmeli ve oluşabilecek tehlikeli ve sağlıksız durumlara karşı bir erken uyarı sistem geliştirmelidir. Her işyerinde tehlike oluşturacak durumlar tespit edildiğinde bu tehlikeler giderilene kadar gerekirse üretimi durduracak yetkiye sahip bir işçi sağlığı ve güvenliği uzmanının bulundurulması bu sistemin bir gereği olmalıdır. İşverenler her fırsatta güvenlik ve sağlığın önemini vurgulayarak ve bu konuda örnek olacak somut adımlar atarak (mesela hükümet tarafından kapatılmayı beklemeden üretimi durdurarak) bir ‘güvenlik kültürü’ yaratmalıdır. Sorumluluklarını yerine getiren işverenler, bu konuda yavaş davranan diğer işverenleri sektör örgütleri vasıtası ile uyuma zorlamalıdırlar. Ancak bütün bu sorumluluklar işverenler tarafından yerine getirildikten sonra oluşacak
kazalarda işçilerin sorumlulukları sorgulanabilir. Aksi takdirde bütün sorumluluk işverenindir. İş mahkemeleri ve Yargıtay kararları da bu yöndedir.
Sorun tersanelerle sınırlı mı?
Kamuoyunun yanlış bilgilendirildiği ya da yeteri kadar bilgilendirilmediği bir ikinci konu da ölümlerin birkaç tersaneyle sınırlı olduğudur. Ölümler ve ölümcül kaza ve hastalıklar, kâr marjlarının yükselmesi için kalifiye işgücünden ve/veya işçilerin sağlık ve güvenliğinden feragat edilen ve zamana karşı baskı altında çalışılan, arzı karşılayacak altyapısı ve kapasitesi olmadığından da taşeronlaşmanın çok olduğu her sektörde görülmektedir. Bunlara tersaneler dışında bir başka örnek de inşaat sektörüdür. Bu sektörlerde ölümler, sakatlıklar ve hastalıklar farklı yerlerdeki küçük ölçekli şantiyelerde meydana geldikleri için kimsenin dikkatini çekmemekte, ancak toplamda bakıldığında durumun tersanelerden çok daha vahim olduğu anlaşılmaktadır. Bu şantiyelerde sakat kalan, hastalanan ve ölen işçi sayısı tersanelerdekinden çok daha fazla olmasına rağmen yüzdeye vurulduğunda çıkan ufak rakamlar aldatıcı olmaktadır.
Esnekleşme adına taşeron kullanmanın bir sonucu olan bu durum 22 Mayıs
2003 tarihinde kabul edilen yeni İş Kanunu’nun esnek çalışmaya prim vermesiyle birlikte daha da vahim bir hal almıştır. Taşeronlaşmanın anlamlı olabileceği iki alan vardır. Birincisi işverenin esas işiyle ilişkili olmayan temizlik gibi işlerin bir taşeron firmaya verilmesidir. İkincisi ise işverenin geçici bir işi için acil olarak ihtiyacı olan uzmanlığa firmasında çalışanlar sahip değilse ve dış pazarda da az rastlanır ve dolayısıyla pahalı ise bir taşeron firma vasıtası ile ulaşmasıdır. Ülkemizde daha sık görülen taşeronlaşma şeklinde ise işveren kendi esas işi olduğu halde ve uzmanlık pazarda kolayca bulunur ve ucuz olmasına rağmen, işgücüne harcadığı parayı ve devlete ödediği sigorta primini azaltmak adına, işin yürütülmesini bir taşeron firmaya vermektedir. Burada asıl amaç bir taraftan maliyetten kısmak diğer taraftan işin sorumlusu olarak birçok işçi yerine bir taşeron firma yöneticisi ile muhatap olmaktır. Aslen bu işverenin firmasının yönetiminin sorumluluğundan kaçması anlamına gelmektedir.
Düzenlemeler sektöre zarar verir mi?
Bir başka önemli çarpıtma konusu (dezenformasyon) da sağlık ve güvenlik konusunda verilecek cezaların veya konulacak sıkı kuralların bu sektörlerin rekabette avantajlarını kaybetmelerine yol açacağı efsanesidir. Nitekim Tuzla’dan ölüm haberleri verildiğinde hayatlarını kaybeden işçilerin hangi şirket ve taşeron firmalar adına çalıştıkları (belki de bu firmalar zarar görmesin diye) haber yapılmamaktadır. Tabii bu durum ölümlerin sorumluluğunu üstlenmek istemeyen işverenlerin de işine gelmektedir. Ancak ölümlere dur demek için asıl sorumluluk sahibinin, yani tersane sahibi işverenin, sorumluluğu kabul etmesi ve bu sorumluluğun gereklerini yerine getirmediğinde de ifşa edilmesi şarttır. Bu firmalar üzerinde sosyal baskı mekanizması ancak bu şekilde işleyebilir. Ayrıca, daha önce Nike’ın ayakkabılarının üretildiği Uzakdoğu fabrikalarındaki insanlık dışı çalışma koşullarının düzeltilmesi için tüketicilerin Nike üzerinde yaptıkları baskılar gibi, Tuzla tersanelerine gemi siparişi verenler de siparişlerinin devamını çalışma şartlarındaki evrensel minimum standartların sağlanmasına bağlayarak bu tersaneler üzerinde baskı unsuru olmalılar. Bu sayede bu işverenler çalışma şartlarını geliştirmenin, işlerini büyütmek ve kar etmelerine bir engel değil, aksine bir gereklilik olduğunu göreceklerdir.
Bunun yanı sıra sağlıkları ve iş güvenlikleri garanti altına alınmış çalışanların daha özverili ve verimli bir şekilde çalışacakları da kanıtlanmış bir gerçektir. Buna ek olarak, oluşan iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucunda iş göremezlikten doğan iş kayıpları ve işten ayrılanların yerine geçecek işçiler bulmak için harcanan zaman ve para göz önüne alındığında, bu işletmelerin yapacağı iyileştirmelerin hem kendileri hem de işçiler için daha olumlu sonuçlar doğuracağı görülmektedir.
Tersane sahipleri ve sektör örgütleri Tuzla’daki ölümleri normalleştirmek için bu ölümlerin tersaneler gibi tehlikeli işlerin yapıldığı yerlerde olağan olduğunu söylemektedirler. Tehlike içeren işkollarında çalışanların kaza geçirme şansı ofis çalışanlarından tabii ki daha fazladır ama bu iş kollarında güvenliğe verilen önem de bir o kadar fazla olmalıdır. Çalışanın işten kazandığı ve işverenin de çalışanın ürettiğinden elde ettiği kâr çalışanın hayatının değeri ile karşılaştırılmamalıdır. Bu tip karşılaştırmalar ölümlerin çalışan sayısına göre az veya daha uzun aralıklarla olduğu durumlarda bu ölümleri işin bir parçası gibi göstermekte ve çözülmeyi bekleyen sorunlara görünmez kaza süsü verilmesine yol açmaktadır.
Özellikle de işverenlerin iş güvenliği yönetmeliklerine uyum maliyetlerinin elde ettikleri kazancın çok küçük bir yüzdesi olduğu düşünülürse insan hayatının bu yönetmeliklere uyulduğu takdirde oluşacak üretim yavaşlaması, yani fırsat maliyeti yüzünden göz ardı edildiği anlaşılabilir. Zaten dünyadaki tersane ölümleri de en çok halen gelişen ve bu yüzden de esnek ve hızlı çalışma baskısını yaşayan ülkelerin tersanelerinde daha sık görülmektedir. Gelişmiş ülkelerdeki ölüm oranları ise Tuzla tersanelerindeki ölüm oranından çok daha azdır.
İşverenlerin ve yöneticilerin bu efsanelerle kendilerini ve kamuoyunu kandırmayı bırakıp bir an önce sorumluluklarının farkına varmaları gerekiyor. Aksi takdirde bugün sayıları 30 bin olan 2013 yılında da 300 binevarması beklenen tersane işçileri ölümle yüz yüze yaşamaya devam edecekler. Tersane sayısının son senelerde son hızla arttığını ve de artmaya devam edeceğini de düşünürsek bu hızlı büyümenin sağlıklı olabilmesi ve daha fazla insan hayatına mal olmaması için işverenlerin olduğu kadar hükümetin de biran önce yapması gerekenler vardır.
Hükümet ne yapabilir?
Kısa bir süre önce kamuoyuna sunulan bir rapora göre her 6 dakikada bir iş kazasının meydana geldiği, her gün en az dört çalışanın iş başında öldüğü ülkemizde, İş Kanunu’nun faaliyetteki işletmelerin çoğunluğunu oluşturan 50 kişiden az çalışanı olanları etki alanı dışında bırakması gerçekçi değildir. Çalışanları işverenlerin fevri politika ve davranışlarına karşı koruma altına alması beklenen bu kanunun milyonlarca çalışanı küçük işletmelerde çalışıyorlar diye koruma kapsamı dışında bırakması adil bir durum olamaz. Bu bağlamda, İş Kanunu’nun kapsama alanını belirleyen bu maddesinin Anayasamızın
10. maddesinde geçen kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olup olmadığı sorgulanmalıdır.
Uzun yıllardır modernleşme ve medenileşme adına parçası olmaya çalıştığımız AB ve diğer gelişmiş ülkelerde işçi sağlığı ve güvenliği mevzuatları ihlallere çok ağır para ve hapis cezaları öngörürken bizim mevzuatımızın öngördüğü cezaların çok sınırlı para cezalarından öteye gitmemesi ülkemizde insan hayatına verilen düşük değerin yasalarımızca
tasdiki anlamına gelmektedir. Biran önce bu mevzuatlarda verilen cezaların
caydırıcı olması için değişikliklerin yapılması gerekmektedir.
Cezaların caydırıcılığı bir yere kadar etkili olacağından bir başka yapılması gereken de işçilerin örgütlenmesinin önünün tamamen açılmasıdır. Bu, devletin denetim kapasitesinin yok denecek kadar az olduğu ülkemizde, ‘cezası neyse öderiz’ zihniyetiyle hareket eden işverenleri denetim altına almak için tek yoldur. Son günlerde hükümetin gündemine aldığı sendikal yasalardaki düzenlemeler örgütlenmenin önünü bir nebze açmakla birlikte bağımsız sendikalar kurulmasının önünü kapadığından soruna çözüm olabilecek nitelikte değildir. Hükümetin bir an önce çalışanların haklarını savunabilmeleri için örgütlenmelerine imkân tanıması ve bu örgütlenme haklarını kullanmalarına engel olmaya çalışan işverenler hakkındaki şikâyetleri de ciddiye alması gerekmektedir.
Örneğin ABD’de İş İstatistikleri Bürosu tarafından son duyurulan verilere göre 2006 yılında 152 bin 500 kişinin çalıştığı tersanelerde yıllık ölümle sonuçlanan kaza sayısı ortalama 14’dür. Türkiye’de ise yaklaşık 30 bin işçinin çalıştığı tersanelerde 2008 yılının henüz ilk yarısında 13 ölüm meydana gelmiştir.
Bozkurt Abdullah, (21 Mayıs, 2008). Shipyard fatalities put industry under fire. Today’s Zaman. www.todayszaman.com/tz-web/detaylar.do
Ibid.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları
Birliği (TMMOB) Makina Mühendisleri Odası’nın (MMO) ‘İş Sağlığı ve
Güvenliği Raporu’ Mayıs 2008 www.tmmob.org.tr/modules.php
Türkiye’de mevzuatta belirtilen kuralların her birinin ihlalinin para cezası 2006 yılı itibarı ile 77 YTL herhangi bir ihlalin tekrarlanması veya daha ciddi ihlaller durumunda ise 783 YTL para cezası uygun görülmüştür. Buna karşılık için Avrupa Topluluğunda 20 bin pound para cezaları verilebilmekte, daha ciddi durumlarda ise para cezasına bir limit konulmamakta ve iki yıla kadar hapis cezaları verilebilmektedir. Kanada’da ise küçük ihlaller için 100 bin Kanada Doları’na kadar, daha ciddi ihlaller için ise mahkemenin suça göre belirleyeceği bir para cezası ve ölüme sebebiyet vermekten ömür boyu hapis cezası verilebilmektedir. ABD’de küçük ihlaller için 5 bin ile 70 bin Amerikan doları arası değişen cezalar daha büyük ihlaller için ise suça göre altı aya veya bir yıla kadar hapis cezaları verilebilmekte ve ölümle sonuçlanan olaylar cinayet davası olarak ele alınabilmektedir.
Bu yazı Yrd. Doç. Dr. Mahmut Bayazıt: Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi tarafından hazırlanıp Radikal Gazetesinde 04.07.08 tarihinde yayınlanmıştır.
Aydonat ATASEVER
22 Ağustos 2008 Cuma
Genç Internet Girişimcilere Tavsiyeler
Türk insanı olarak girişimci bir ruha sahibiz. Belkide ekonomik ve sosyal yapımızı bize buna zorluyor. Haliyle bu ruh internet girişimciliğine de yansıyor. İnternet denince akla gençler geliyor. Zira onlar bilgisayar,teknoloji ve internetle aynı anda tanışıyor.
Ama gençlerin bir bir eksiği var. Tecrübe…
Dikkat ederseniz bilgi ve sermaye yi gençlerine eksikleri arasında belirtmedim.İnternet çağında bilgi kolay erişilebilir bir içerik. Mühim olan ne aradığınızı bilmek ve bulduğunuzu değerlendirmek.
Sermaye de demedim. Zira sermaye olmadan da başarılı olmak mümkün.Kuracağınızı internet işi para kazana kadar geçiminizi sağlayın yeter.Gençlerde genelde aileleriyle yaşıyor ve aileleri geçim fırsatı bir şekilde sağlıyor.
Geriye tecrübe kalıyor… Tecrübe parayla kazanılabilen bişey değil. Çok bilgiyle de kazanılmaz.Zamana ihtiyacınız var. Yanıldıkça öğreneceksiniz. Öğrendikçe doğruyu bulacaksınız.
Techcrunch webrazzi meetup sonrası sohbetimizde Mike Butcher’ın söyledği bir söz vardı;“ABD’de bir işi batırmadıysanız, yaptığınız işi yanlış yapmadıysanız, iş dünyasında itibar görmezsiniz!”
Bu gelişmiş ekonomilerin hata yapmadan doğruların bulunamayacağına inancını gösteriyor.
Ancak bizi ülkemizde şartlar biraz farklı. Bu da girişime başlamak, motive olmak ve devamlılık kurmak açısından işi zorlaştırıyor.
Bence gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu tecrübe, iş dünyasının kurallarını öğrenmeleri. Örneğin büyük şirketlerin küçük şirketlere nasıl baktığını, internet’i ne kadar önemsediklerini tam olarak anlamak ve yapacağınız internet işi için analiz etmek zamanla edilecek bir birikim.
Burda şu sonuca varmak istiyorum.Erken kalkan yol alır…Üniversitedeyseniz hem okuyun, hemde yarı zamanlı bir internet şirketinde çalışın.İşlerin nasıl döndüğünü öğrenin.Sermayem var. 1-2 sene para kazanmadan dayanabilirim. Bilgimde var. İşimi doğru kurabilirim diyorsanız…Yola çıkın. Para kazanmak için değil… Tecrübe kazanmak için…
Bu Yazı Murat Buyurgan’ın Blogunda 23/07/08 tarihinde yayınlanmıştır
Saygılarımla,
Aydonat ATASEVER
Cimri.com
Kurucu Ortak
Ama gençlerin bir bir eksiği var. Tecrübe…
Dikkat ederseniz bilgi ve sermaye yi gençlerine eksikleri arasında belirtmedim.İnternet çağında bilgi kolay erişilebilir bir içerik. Mühim olan ne aradığınızı bilmek ve bulduğunuzu değerlendirmek.
Sermaye de demedim. Zira sermaye olmadan da başarılı olmak mümkün.Kuracağınızı internet işi para kazana kadar geçiminizi sağlayın yeter.Gençlerde genelde aileleriyle yaşıyor ve aileleri geçim fırsatı bir şekilde sağlıyor.
Geriye tecrübe kalıyor… Tecrübe parayla kazanılabilen bişey değil. Çok bilgiyle de kazanılmaz.Zamana ihtiyacınız var. Yanıldıkça öğreneceksiniz. Öğrendikçe doğruyu bulacaksınız.
Techcrunch webrazzi meetup sonrası sohbetimizde Mike Butcher’ın söyledği bir söz vardı;“ABD’de bir işi batırmadıysanız, yaptığınız işi yanlış yapmadıysanız, iş dünyasında itibar görmezsiniz!”
Bu gelişmiş ekonomilerin hata yapmadan doğruların bulunamayacağına inancını gösteriyor.
Ancak bizi ülkemizde şartlar biraz farklı. Bu da girişime başlamak, motive olmak ve devamlılık kurmak açısından işi zorlaştırıyor.
Bence gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu tecrübe, iş dünyasının kurallarını öğrenmeleri. Örneğin büyük şirketlerin küçük şirketlere nasıl baktığını, internet’i ne kadar önemsediklerini tam olarak anlamak ve yapacağınız internet işi için analiz etmek zamanla edilecek bir birikim.
Burda şu sonuca varmak istiyorum.Erken kalkan yol alır…Üniversitedeyseniz hem okuyun, hemde yarı zamanlı bir internet şirketinde çalışın.İşlerin nasıl döndüğünü öğrenin.Sermayem var. 1-2 sene para kazanmadan dayanabilirim. Bilgimde var. İşimi doğru kurabilirim diyorsanız…Yola çıkın. Para kazanmak için değil… Tecrübe kazanmak için…
Bu Yazı Murat Buyurgan’ın Blogunda 23/07/08 tarihinde yayınlanmıştır
Saygılarımla,
Aydonat ATASEVER
Cimri.com
Kurucu Ortak
7 Ağustos 2008 Perşembe
E-Alışverişin yeni akıl hocası Cimri.com
Ürün özelliklerini ve fiyatlarını karşılaştırma hizmeti sunan Cimri.com, 5 Ağustos’ta yayına başladı.
GittiGidiyor yaratıcılarının, Türkiye’deki e-ticaret pastasını büyütmeyi hedefleyen yeni projesi Cimri, bu hafta yayına geçti. Site, internet üzerinden alışveriş sürecinin 3 aşamasında hizmet veriyor. Kullanıcılar, önce Cimri’de satın almak istedikleri ürünü aratıyor. Daha sonra kendilerine sunulan fotoğraflı seçenekleri, ürün bilgileri, teknik özellikler ve fiyat açısından karşılaştırıyor. Ve satın alma işlemi için seçtikleri ürünün tedarikçisinin internet sitesine yönlendiriliyor. Burada kilit nokta, binlerce seçenek arasından kullanıcının kendisi için en uygun ürünü bulmasını sağlamak.
Cimri.com’da 8 ana kategori bulunuyor: Fotoğraf ve Kamera, Bilgisayar ve Yazılımlar, Elektronik, Cep telefonu, Bebek, Beyaz Eşya ve Mutfak, Oyun ve Hobi, Spor ve Fitness. Kullanıcılar, bu 8 kategoride aradıkları bütün ürün özelliklerini sitede bulabiliyor. Sektöründe lider 25 mağazayla çalışan Cimri’nin yaklaşık 50 bin ürünlük Türkçe katalogu mevcut.
Rakiplerinden farklı olarak ayrıntılı ürün bilgisi ve fotoğrafları, Cimri’nin sisteminde düzenli olarak yer alıyor. Mağazalar, ürün fiyatlarını güncelledikçe, Cimri’de de fiyatlar eş zamanlı olarak güncelleniyor. Dolayısıyla en doğru ve güncel fiyat bilgilerini burada bulabiliyorsunuz. Cimri, kullanıcılara hem ürün seçenekleri sunuyor; hem de marka, tür, teknik özellikler, kullanım şekli, fiyat aralığı gibi çeşitli filtrelerden geçirerek bu seçeneklerin elenmesine yardım ediyor. Mağaza mağaza dolaşıp ürün aramakla, fiyat sormakla vakit kaybetmiyorsunuz. Üstelik Cimri’de ürünlerin, farklı mağazalardaki KDV dahil peşin fiyatını ve taksit fırsatlarını da kolayca karşılaştırabiliyorsunuz.
Cimri, bir fiyat karşılaştırma sitesi olmasının ötesinde kullanıcılarına aradıkları ürünü, en iyi fiyata, nerede bulabilecekleri konusunda yol gösteriyor. Yani tüketiciyi, kendisi için en doğru adrese yönlendiriyor. Tasarımı ve teknolojik alt yapısıyla Cimri, tüketicilere kullanım kolaylığı da sağlıyor.
Alışverişe çıkmadan önce bir bilene, daha önce benzer bir ürün alana veya zevkine güvendiğimiz kişilere danışıp onların da fikrini alırız. Cimri de, kullanıcıya alışverişe başlamadan önce doğru kararı vermek için ihtiyacı olan bilgileri sunuyor.
Tüketiciyle e-ticaret siteleri arasındaki trafiği doğru ve verimli bir şekilde yönlendirmeyi hedefleyen Cimri, internette alışverişin ilk durağı olacak.
Aydonat ATASEVER
Managing partner
Cimri A.Ş.
GittiGidiyor yaratıcılarının, Türkiye’deki e-ticaret pastasını büyütmeyi hedefleyen yeni projesi Cimri, bu hafta yayına geçti. Site, internet üzerinden alışveriş sürecinin 3 aşamasında hizmet veriyor. Kullanıcılar, önce Cimri’de satın almak istedikleri ürünü aratıyor. Daha sonra kendilerine sunulan fotoğraflı seçenekleri, ürün bilgileri, teknik özellikler ve fiyat açısından karşılaştırıyor. Ve satın alma işlemi için seçtikleri ürünün tedarikçisinin internet sitesine yönlendiriliyor. Burada kilit nokta, binlerce seçenek arasından kullanıcının kendisi için en uygun ürünü bulmasını sağlamak.
Cimri.com’da 8 ana kategori bulunuyor: Fotoğraf ve Kamera, Bilgisayar ve Yazılımlar, Elektronik, Cep telefonu, Bebek, Beyaz Eşya ve Mutfak, Oyun ve Hobi, Spor ve Fitness. Kullanıcılar, bu 8 kategoride aradıkları bütün ürün özelliklerini sitede bulabiliyor. Sektöründe lider 25 mağazayla çalışan Cimri’nin yaklaşık 50 bin ürünlük Türkçe katalogu mevcut.
Rakiplerinden farklı olarak ayrıntılı ürün bilgisi ve fotoğrafları, Cimri’nin sisteminde düzenli olarak yer alıyor. Mağazalar, ürün fiyatlarını güncelledikçe, Cimri’de de fiyatlar eş zamanlı olarak güncelleniyor. Dolayısıyla en doğru ve güncel fiyat bilgilerini burada bulabiliyorsunuz. Cimri, kullanıcılara hem ürün seçenekleri sunuyor; hem de marka, tür, teknik özellikler, kullanım şekli, fiyat aralığı gibi çeşitli filtrelerden geçirerek bu seçeneklerin elenmesine yardım ediyor. Mağaza mağaza dolaşıp ürün aramakla, fiyat sormakla vakit kaybetmiyorsunuz. Üstelik Cimri’de ürünlerin, farklı mağazalardaki KDV dahil peşin fiyatını ve taksit fırsatlarını da kolayca karşılaştırabiliyorsunuz.
Cimri, bir fiyat karşılaştırma sitesi olmasının ötesinde kullanıcılarına aradıkları ürünü, en iyi fiyata, nerede bulabilecekleri konusunda yol gösteriyor. Yani tüketiciyi, kendisi için en doğru adrese yönlendiriyor. Tasarımı ve teknolojik alt yapısıyla Cimri, tüketicilere kullanım kolaylığı da sağlıyor.
Alışverişe çıkmadan önce bir bilene, daha önce benzer bir ürün alana veya zevkine güvendiğimiz kişilere danışıp onların da fikrini alırız. Cimri de, kullanıcıya alışverişe başlamadan önce doğru kararı vermek için ihtiyacı olan bilgileri sunuyor.
Tüketiciyle e-ticaret siteleri arasındaki trafiği doğru ve verimli bir şekilde yönlendirmeyi hedefleyen Cimri, internette alışverişin ilk durağı olacak.
Aydonat ATASEVER
Managing partner
Cimri A.Ş.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
